Tarih Üzerine

1012

Tarih Üzerine

Tarih konusuna “tarih bilimi” nin ne olduğunu tartışarak başlamanın yerinde olacağını düşündüm. Ancak bu sorunun uzun yıllar boyunca tartışıldığının altını çizmeliyim. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde tarih şu şekilde tanımlanmaktadır: “Ulusların ya da toplumların birbiriyle olan ilişkilerini, savaşlarını, her birinin kurduğu uygarlıkları, kendi iç sorunlarını, yer zaman göstererek inceleyen bilim.”
Tarih geçmişin gerçeklerinin ortaya çıkarılması ve bu sayede günümüzün sağlıklı değerlendirilerek geleceğe ışık tutulması bilimidir. Ancak tarihi gerçeklerin ortaya çıkarılması çoğu zaman hiç de kolay değildir. Tarih biliminin faydalandığı arkeoloji gibi bazı bilim dallarının geçmişle ilgili sürekli yeni kanıtlar ortaya çıkarmaları ve bu kanıtların da çoğu zaman daha önceki teorileri çürütür nitelikte olması tarihin bir gerçek üzerine oturtulmasını güçleştirmektedir. Bir de tarihçinin kişisel yorumunun işin içerisine girmesi işi iyice karmaşık hale getirmektedir. Ancak tarihçinin bulunan kanıtların arkasındaki gerçekleri araştırmadan bunları sunması da pek isabetli olmayacaktır. Bu dengenin kurulması yani somut kanıtlar ile bunlara dayalı yorumların sağlıklı sonuçlar doğuracak şekilde sunulması tarih biliminin en zor yanı olsa gerek. Pek çok bilimsel kanıtın da zaman içerisinde tarihçinin kişisel inançlarına göre gerçekler çarpıtılarak sunulduğu ortaya çıkmıştır. Kanıtların gerçekliği ile ilgili bu denli şüphe varken, tamamen varsayıma dayalı tarihçi yorumlarına güven gerçek bir sorundur. Bu durumda okuyucunun tarihçiyi iyi tahlil etmesi, tarihçinin sahip olduğu dünya görüşünü, yaşadığı çevreyi tanıması bir nebze ona fikir verecektir. Bir tarihçinin tamamen ön yargıdan uzak değerlendirme yapması beklenemez. Ancak bu önyargının asgari seviyede olması olasıdır.
Gerçek bir tarih meraklısının özellikle yazılı tarih geleneğinin henüz olmadığı dönemlere ait aynı tarihi olayla ilgili değişik ve birbirine zıt dünya görüşüne sahip tarihçilerin ve değişik zamanlarda ortaya konmuş bilimsel bulguların karşılaştırılması yoluyla konuyu incelemesi yararlı olacaktır. Ancak bu durumda da kendisinin yapacağı yorumun ön yargıdan ne kadar uzak olduğu konusunda tarafsız bir değerlendirme yapabilmelidir. Kısacası tarih değerlendirilirken yeni bilimsel kanıtlar ışığında bir gün bu gerçeklerin de değişebileceğini göz önüne almak gerekmektedir.
 
Din tarihçiliğinde –hatta milli tarihte- ise yazarların pek çoğunun inançsal ve aşırı milliyetçi kaygılar nedeniyle tarihi oldukça çarpıtabildikleri gözlenmektedir. Zaten bazı şeylere inanmaya hazır bir okuyucu kitlesi olması da bu tarihçilerin işlerini kolaylaştırmaktadır. Din tarihindeki çarpıtmaları değerlendirirken kaynakları; olayların geçtiği döneme en yakın kaynaklar ve bu kaynakları esas almış kaynaklar olarak ikiye ayırmak gerekir. Olayların yaşandığı döneme en yakın kaynaklar gerçek dışı olaylar yazmakla birlikte, o olayı yaşayan bazı kişiler veya onlardan dinleyenler henüz hayatta oldukları için “bu olayın bu şekilde de gerçekleştiği söylenmektedir” diyerek çoğu zaman geçekleri de yazmak zorunda kalmışlardır. Bazen de gerçekler o kadar açıktır ki gerçeği olduğu gibi yazmak zorunda kalmışlar ama bu kez de kafa karıştırmak amacıyla “bu olayın böyle olduğu da söylenmiştir” diyerek yalan haberleri doğruların içerisine karıştırmışlardır. Kendilerini sanki tarafsız yazıyorlarmış ve her görüşe yer veriyorlarmış gibi göstererek insanları işin içerisinden çıkamayacakları hale getirmişler ve bu şekilde onları yönlendirebilmeyi daha kolay bir hale getirmeye çalışmışlardır. Onlardan sonra gelen ve aynı görüşlere sahip ardılları ise söz konusu bu kaynaklardaki yalanları toparlayıp bir araya getirerek asılsız bir tarih yazmışlar aynı zamanda kitaplarının dip notlarında bu eski çalışmaları kaynak göstererek bu tahribatlarına ve çarpıtmalarına bilimsel bir dayanak bulmuşlardır.
 

Gerçeklere ulaşmak isteyen bir insanın temel olarak yapması gereken şu olmalıdır:

1- Öncelikle seçilecek kaynağın olayların yaşandığı döneme mümkün olan yakın dönemde kaleme alınmış olmasına dikkat edilmelidir

2- Birbirine muhalif görüşe sahip yazarların kaynakları karşılaştırılmalı ve ortak noktaları tespit edilmelidir
 
Bu yöntem her ne kadar bizleri yüzde yüz gerçeklere götürmeyecekse de en azından gerçeğe en yakın bilgiye götürecektir.
 

            Ahmet (Verde) ÖZUĞURLU